Muzisyenin kim oldugu, ne oldugu ve
nasil davranmasi gerektigi konusunda biz muzisyenler haric herkes uzlasmis
gozukuyor. Bu yazi cokca ustunde uzlasilmis gibi gozuken muzisyenlik kavramina ve
muzisyen tiplemesine itiraz, biraz da cagdas muzisyen dilini savunmak uzere yazilmis
bir yazidir.
...
 |
| TRE, 6. Bolum, Selen Gulun |
Muzik
benim icin sadece duygularima hitap eden, duygularimi harekete gecirmesi
gereken bir olgu degil. Aklima hitap etmesi o muzigi benim icin kalici,
enteresan ve ic giciklayici (seksi) bulmama sebep oluyor. Akilci bakis acim ve
algim hayati boyunca dunyanin cesitli yerlerinde calmis, yasamis (bati
medeniyetlerini ornekliyorum) bir muzisyen olarak kendimi o dunyada bile biraz
tuhaf hissetmeme yol acti, aciyor. Ama neyse ki cesit cesit muzisyenlik var. Muzisyen
olmasaydim bu dar alanli yargilama ve adalet, yerlestirme ve anlamlandirma
cemberi icinde cok buyuk bir ihtimalle bilim adami veya mucit olurdum. Mesela
bir ressam degil. Baska bir sanat dali degil.
Ben
ulasmak istedigim seviye muzisyenlige ulasana kadar omrumu harcayacagimi tahmin
ediyorum. Daha kucuklugumde baska hic bir ‘sey’ olmak istememis oldugum
dusunulurse bu duruma arkami donup gidecek de degilim. Muzik bu anlamda tum bir
evren olarak benim varligimda vuku buluyor. Muzik ask da demek, spor da,
edebiyat da, sevismek de, icki icmek de, konusmak da, uyumak da... Yani bir
cember olarak muzik var. Yasam cemberi olarak muzik.
Bazi muzisyen
arkadaslar ozellikle sosyal medya’daki beyanatlarinda “muzisyen okula gitmese
de olur” diyor. Okul burada bence aslinda
akli simgeliyor. Bu soylemde alt metinde ben sanatcinin kendisini var olan ‘ilham’
gucu ile toplumdan ayristirma ve ozel kilmaya calisma cabasi
sezinliyorum.Yaptigi isi yuceltme ihtiyaci biraz da. Bu benim hic de adil bulmadigim
bir soylem cunku muzigi tek bir dil'e, duygu
diline indirgiyor. Muzigin baska bir sekilde bir araya getirilmesinin
ve/veya algilanmasinin mumkun olmadigini savunmak, varsa yoksa 'mevzuu'da
duygularin olmasi gerektigini dusunmek bana ancak “tanri kesinlikle var, gonul
gozuyle bakarsan gorursun” kadar bilimsel
geliyor. Muzigin cok cesitli bir dili vardir (neyse ki) ve onu salt duygular
dunyasina indirgemek, muzisyenleri de o romantik dunyada sirf duygulariyla
hareket ettigi dusunulen kimliginin icine sokar ki benim hayatim bu duruma karsi
durmak ve durmaya calisarak gecti, geciyor. Biz muzisyenler sadece duygularini
kontrol edemez, bir ise yaramaz, sosyal olarak tuhaf davranan insanlar konumuna
biraz da kendimiz yuzunden itiliyoruz. Ben romantik bir insan degilim. Muzisyen
olmak icin romantik bir insan olunmasi gerektigini de dusunmuyorum. Soyle
anlatabilirim, eger sadece duygularimi kullanarak bir muzik besteliyor olsaydim
birisi benden cenaze muzigi yazmami istese uc aylik bir calisma sureci
planladiysam daha birinci ayin sonunda bu sebepten intihar etme noktasinda
depresyona girmem gerekebilirdi. Inanin bana boyle bir sey olmasi gerekmiyor!
Insan gule oynaya hayatina devam ederken de ölüm temali bir muzik
besteleyebilir.

Seneler
evvel bir partide bir muzisyen arkadasimin esi sohbet esnasinda Viyana’li bir
oda muzigi gurubunun yeni konser programina almak uzere benden eser siparis
etigini duyunca kahkahalarla gulmus, sonra da “siparis uzerine muzik yazilir mi
canim?” diye tepkisini dile getirmisti. Bunun sebebi herkesin muzik hakkinda bir
fikir sahibi olmasi ama aslen icinde ne olup bittigi konusunda bilgisiz (belki
de ilgisiz) olmasindandir. Insanlar besteci denen muzisyen turunun aldigi
ilhamla cosarak, mesela benim durumumda kosup Piyano basina gecerek, kendinden
gecmis bir sekilde sallana sallana muzik besteledigine inanmak istiyor. Boyle
bir romantik bakis acisi! Halbuki dirsek curuterek yazmis oldugum yazilara
kiyasla cok cok az bir zamanda bu sekilde muzik yaziyorum, bir cok besteci
arkadasim da oyle. O zaman ilham nedir sorusunu sormak lazim? Bunun cevabini gercekci
bir sekilde verince de bir cok insanin kalbini kiriveriyorsun ama yapacak bir
sey yok.
Ogrencilerimle
kompozisyon dersine baslamadan once onlara onemsedigim iki soru soruyorum. Ilki
‘muzik yazmak icin nelerin fikir olabilecegi’ sorusudur. Cogunlukla tek tuk
gelen bilindik cevaplar donem sonunda cok cesitli bir hal alir. Burada evrilen cesarettir. Bir muzisyene baslangicta
bir dizi, ses araligi, trombon veya evinin onundeki agacin formu konu olabilir.
Yani fikir bir anlamda duygu dunyasindan gelmek zorunda degil. Ilham konusunda
bir sıkıntı yok. Ama surec de cok onemli. Bu durumda ikinci soru gelir; “Kaciniz
heyecanlandigi fikri
gelistiremedigi icin yazmaya basladigi muzigi yarim birakti?”. Sinifin %80’i el
kaldirir. Muzigin teknik dilini bilmek bu anlamda kendini besteleme yoluyla
ifade etmek isteyen birisi icin sart. On bes senedir egitmenlik yapiyorum ve
yukaridaki vermis oldugum oranla carpilirsa, muzik okullarinin bazi insanlari
icin neden cok onemli oldugunun bilimsel istatistiki bir sonucu da ortaya cikmis
olur diye dusunuyorum.
Eser
basligi altinda yazmaya calistigimiz muzikler plan program icerir ve insan
maalesef anasindan bunlari bilerek dogmuyor. Benim calistigim alandaki
muzisyenlikte entelluktel bakis acisi, literatur ve teori anlam kazanir. Olaylari
ve algiladiklarini farkli sekillerde kurgulayabilmek ve kendi sectigin veya
urettigin bir dille aktarman gerekir. Bu dili olusturmaya calisirken uzun ve
mesakkatli bir yoldan gecersin. Muzik teorisi, yatay-dikey cokseslendirme
teknikleri calisman, literatur tarayip analizler yapman, duyumunu bu dogrultuda
gelistirmen, muzigin tarihsel gelisimini ogrenmen, orkestrasyon calisman,
duzenleme teknikleri ogrenmen gerekir. Ben dahil bir cok besteci arkadasim bir
calgi kullanmadan belli bir oda muzigi icin muzik yazabilir. Kafasindaki tiniyi
ogrenmis oldugu teknikleri de icsellestirmis ise diledigi gibi kullanarak kendi
istedigi muzigi yaratabilir. Yaratici insan hayal eden’dir. Biz de tiniyi,
sureyi, bicimi hayal edip planliyoruz ve hayata aktarmaya calisiyoruz. Kisa
donem icinde Bas Klarinet, Cello, Ses ve Perkusyonlar icin muzik yazmaya
baslayacagim. Neden bu gurup? Cunku oyle hayal ettim, kafamda boyle bir ‘ses’
var. Ne bir eksik, ne bir fazla! Bunu icin de calgilarin hic birini calmayi
bilmememe ragmen oturup muzigi yazabiliyorum. Okul bu anlamda cok ise
yarayabilen bir kurumdur. Trombon
icin yazmak eger ilgini cekiyorsa o aleti calan birine gidip “ufler misin?”
diye sorabilme luksune sahip olur, kaynagin kendisinden ogrenebilirsin. Tum
bilgilere kisa zaman icinde ulasabilmen ve gelismek acisindan verimli bir donem gecirebilirsin. Yine de
muzisyen olmak isteyen herkesin okula gitmesi gerektigini dusunen birisi
degilim. Bunu yazimin sonunda yeniden deginecegim.
 |
| Iannis Xenakis |
Muzisyen
ve besteci hakkindaki romantik bakis acisina geri donersek; Cagimizin onemli
bestecilerinden Xenakis Yaraticilik* baslikli yazisinda gercekligin koltuk
degnekleri olmadan ayakta durmasi gerektigini ve asiri duygulanimin
(sentimentality) eserin gercek sanatsal degerini sakat biraktigini ifade
ederken Milan Kundera’nin duygusal
kirlilik** lafini alintilar. Ayni yazida “Gercekten yaratici kisiler eserin
icindeki aptalca asiri duygulanimdan kacinirlar”*** da der. Ben bu kadar kati olmamakla beraber Xenakis’in demek
istedigine yakinlik duyuyorum. Bir muzigin sanat eseri sayilabilmesi icin
duygulanimdan farkli kazanimlar elde etmenin gerekliligi goz ardi edilmemeli. Bu
sebepten her ne kadar 'alternatif muzik' yaptigini iddia eden ve fakat populer
muzik dunyasinda ureten arkadaslarimiz uretimlerinin baska turlu
degerlendirilmesini isteseler de yaptiklarini POP olarak algiliyor, baska turlu
bir deger yukleyemiyorum. Cunku o sarkilar cabuk tukeltilmek uzere
planlanmistir. Ozellikle sozleri varsa. Elbette tarihe kalmis pop sarkilari
vardir ama dikkat edin muhakkak belli bir duyguya hitaben yazilmis parcalardir
ve ancak baska formlarda ve stillerde yeniden yorumlandiktan sonra
standartlasmislardir. Bakiniz; Caz Standartlari’nin cogu (Real Book), Herbie Hanckok’un New
Standarts (1996, Verve) albumu... Ilhan Mimaroglu ustamiz Baska Kelimeler**** kitabinda bir yazida ozetle “Ruhumu
seytana satmak istedim ama pazarlanabilir olmadigini dusundugu icin almadi. Ben
de mecburen besteci kaldim” der. Yazida derdi sanat uretmek olan bestecilerin
dusmanlari (gercekten “enemies” kullaniyor!) olarak; icracilar, menajerler,
yayincilar, plak sirketleri, studyolar, radyo istasyonlari ve televizyonlar,
yani asagi yukari tum ileticileri sayar. Bir de benim kisisel olarak cok
begendigim bir alinti yapar Karl Marx’tan: “Sanattan etkilenmek (eglenmek)
istiyorsaniz muhakkak sanatsal olarak egitilmis birisi (icine sanat ekilmis
olarak da cevrilebilir) olmaniz gerekli”*****.
Yani sanatin varligindan haberdar olmak gerekiyor once. Bunun elitist bir bakis
acisi olmadigini, sanata ulasmamizin kapitalist duzende bilincli olarak
engellendigini ve pop kulturune bilincli olarak maruz birakildigimizi anlatan,
cogunluguna katildigim, derli toplu, durumumuzun zorlugunu cok guzel aciklayan
bu yaziyi Turkce’ye ceviriyorum. Yakinda paylasacagim.
Aslinda
insan anasindan daha harika bir sey bilerek ama maalesef zaman icinde unutarak (ya
da utanarak) doguyor, o da dogaclama
(improvisation). Bir sanat formu olarak algilanabilir mi o tartismaya burada
girmeyecegim ama kendini ifade etme bicimi olarak muzik basligi altinda pekala
kendine yer bulabilir. Bir eser planlama yetisi dogaclamacinin elinin altinda bulunuyorsa,
calgiya da hakimse ortaya cikan muzigin besteleme sureci ile ayni surecten
fakat cok daha hizlandirilmis hali ile gectigi soylenebilir. Bu durumda dogaclama
muzik sanat formu olarak cok acayip bir seye donusebiliyor. Fakat dogaclama
muzikte dil yine sorun olusturabilir. Eger dogaclayan calgiya ve ayni sekilde
cesitli tekniklere hakim degilse aklina fikir gelmesine ragmen onu gelistiremeyebiliyor.
Cunku teknik dil eksigi var. Ya da belki bilse hayalini kurabilecegi bazi
seslerden uzak bir performans sergileyebiliyor. Anlatmak istediginiz bir cok
seyin oldugunu ama dili iyi konusamadan bir seyler anlatmaya calistiginizda
ifadede olusan bosluklari dusunun, bu durum aynen muzige yansiyor elbette.
Muzisyenin kendisini daha iyi ifade etmesi icin oyle veya boyle bir egitimden
gecmesi gerekiyor gibi gozukuyor.
 |
| Aşık Veysel |
Yaziyi
kisisel notlarimla bitirecegim ne de olsa bu bir blog yazisi. Her sene belli
sayida ogrenciye muzisyen olmak icin okula gelmelerinin gerekmedigini okuldan
ne alicagina kendinin karar vermesi gerektigini soyluyorum. Cunku kisi kendini
nasil ifade edecegini kendi belirlemeli. Ama bunun icin de ciddi bir bilinc
seviyesi gerekiyor. Kendi sarkilarini calip soylemek ise bir muzisyenin hedefi,
elbette okula gitmek gereksiz ve zorlayici bir deneyim olabilir, butun diger
bilgiler kafa karistirici gelebilir. Fakat bilgi sadelesmek istedigin yolda
nelerden feragat etmen gerektigi konusunda da insani bilincli kiliyor. Hep
aklima su ornek geliyor; Aşık Veysel tartismasiz bu ulkenin yetistirdigi en
onemli ozanlardan, saz ustadlarindan biridir. Hayati boyunca sayisiz felaket
yasamis buna icinden gelen muzikle direnmistir. Sivas’lidir ve yasadigi bolge
ozan kulturunun, geleneginin en onemli merkezlerinden biridir. Hayatinda belki
de tek sansli oldugu konu yöre ozanlarınin zaman zaman babasi Şatıroğlu
Ahmet’in evine ugrayip çalıp söylemis olmasi olabilir. Komsulari Molla Hüseyin’in
de sazini duzenler, kirilan tellerini takarmis. Ilk saz derslerini babasinin
arkadasi olan Divriği’nin köylerinden Çamışıhlı Ali Ağa’dan (Âşık Alâ) almis. Hocasindan
Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Dertli, Rühsati gibi usta ozanlari ogrenmis. Yani
cok ciddi bir okul (akil) var arkasinda Aşık Veysel’in. Kocaman bir gelenek
ogretisi. Kendi dilini olusturabilecek dunyadan sozler ogrenmis, biriktirmis,
sonra da dokmus icini. Eger ogrenmeseydi yol yontem bilmeden nasil ifade
edecekti kendini? Boyle bir cok ornek biliyoruz. Muthis muzik yetenegi, resim
yapma icgudusu olmasina ragmen kendini gelistirme firsati bulamamis yok olup
gitmis yetenekler var. Aşık Veysel egitimin en saf, en ozel halinin ortasinda
egitilmis. Ya baska ogretiler de bilseydi, ogrenseydi o zaman baska hayaller
kurup baska kurgular uzerinde calismaz miydi diye merak etmeden duramiyor
insan. Hayal dunyasinin icine baska malzemeler sizmaz miydi? Baska sesler bir araya getirmek istemez miydi?
*Xenakis, Iannis, ‘Creativity’, On being
a composer.
**Emotional Filth
*** “All truly creative people escape
from this foolish side of a work, the exaltation of sentiments”.
**** Mimaroglu, Ilhan, 2003, ‘Predicament’,
Other Words, Pan Yayincilik.
***** “If you want to enjoy art, you
must be an artistically cultivated person”.
p.s. Evet, keske Turkce klavyede
yazsaydim! Yaziyi dergi icin toparladigimda daha kolay okunacak bir sekle
donusecektir. Bır de eser listemi merak edersenis Eserler'e tiklayiniz. Sabriniz icin tesekkurler.