Sunday, February 6, 2011

Muz.ik icin Mu.zik



Steve Kuhn, Piyano
Dean Johnson, Kontrabas
Joey Baron, Davul

Istanbul Jazz Center'da Steve Kuhn! Duydugumda saka zannettim ama bu gece gordum ki bizzat, gercekmis. 18 yasinda bir fan gibiydim. Butun gece beraber muhabbet ettik. Inanilmaz bir konser caldilar. Turnenin Istanbul ayagi. Dun Viyana. Pazartesi Paris. Sanirim sonra donecegiz eve dedi Steve.

Patlayacak kadar mutlu oldugum bir gece (keske maki'de burada olsaydi!). Joey Baron hayatimin cok uzun bir doneminde 'kimle calmak istiyorsun haydi hayal takimini kur' dediklerinde hic dusunmeden yapistiracagim isimdi. Sonra zamanla yerine baskalari gecti mi diye dusunuyorum? Aslinda gecmemis, hemen cat diye bu diyemedim simdi bir isim bak. Neyse, Joey'a (arkadas olduk bu gece ya =) hayranligimin onemli bir kismi Bill Frisell yuzunden oluyor aslinda. 80'lerin sonlarindan 90'larin ortalarina kadar uzun bir donem Frisell, Kermit Driscoll ve Joey Baron beraber caldilar. Inanilmaz albumlerdi o donem benim icin, ne kaydettilerse aldim dinledim. Sonra Joey Baron Electric Masada'da Zorn ile beraber calmaya basladi, ben zaten dedim tamam, artik budur! Joey Baron adamimizdir. Sonra canli izledim ben o takimi Istanbul'da. Aman allahim. Unutulmayacak bir deneyimdi.

Bu gece Joey Baron sadece cok acayip calmadi. En acayip caldi! Anlatilmaz, yasanirdi. Iki solo SOLO caldi. Klise bir takim hareketler varsa eger onlar bu gece yoktu. Varsa da oyle bir estetik icinde varligini surdurmeye devam edemedi. Bir insan guzel calabilir, harika calgi calabilir ama boyle muzisyen olmak baska bir sey. Bininci kez anladim, yine de her seferinde cok sasiriyorum gibi oluyor ama, bicim (structure) takintim var benim. Takiyorum bir insan elindeki malzeme ile boyle bir sey yaratabilince, surekli, durmadan, evire evrile, takilmadan, sikilmadan, cekinmeden, mutlu mesut... Nedir bunun gizemi? Nasil bu kadar guzellesilebiliyor? Yani her baslangic, bitiris birbirinden bu kadar ayri bu kadar yeni olabilir mi? Basit bir latin, swing boyle calinabilir mi? O nasil bir dinamiktir kendiliginden gelen, akan? Nasil bir dinleme eslik etme, yaratma yaratma yaratma....4 olcunun icine oturma, zamani bizi sasirtmadan sasirtma... Hayran kaldim kendisine tumuyle.

Steve Kuhn'u ilk defa Steve Swallow'un Home albumunde dinlemistim gerceken kulak kabartarak. Bir solosu vardi orada, bir zaman kullanimi, daha ne oluyo yahu demeden soloya girme hali... Inanilmaz bir enerjisi var o solonun. Hemen caldim ogrendim. Sonra dustum pesine. Anlattim bu gece kendisine. Ne buyuk sans. Ilgiye dinledi, ne guzel oldu o kayitlarin album olmasi dedi =) Sonra da soyle bir bomba patlatti cok yakinda Swallow ve Baron ile Trio albumu. Iyk! Gik! Sevindim! Benim hayal grubun bascisi iste. Cok ayip.

Harika bir piyanist Kuhn. Bis'te the Zoo diye bir parcasini caldilar, sozlerini de ben yazdim dedi, bu gun gerceklesecek Super Bowl icin soyluyorum dedi, yapistik yerlere. Bu gece yillarin muzigi vardi sahnede ama o hep ozel dille. Bazen birden cok modern, cok eski, yakin, tanidik, vahsi, gurultulu... Turkce yazinca bunlari cok komik oluyormus ama olsun. Inanilmaz bir dinamik kontrolu grupta. Belli ki Kuhn oyle seviyor. Kas kalkiyor hop asagiya, g
ulumseme hop full enerji... Uzun zamandir boylesine bir liderlik gormemistim. Kuhn'un aranjmanlari baska bir alem ama kendi muziklerini caldiklarinda ortalik toz duman oldu. Parca esnasinda ziller degisiyor, beaterlar degisiyor da degisiyor... Icim giciklandi! Bittim.


Teslimiyettir Muzik. Bir suru muzisyen var inanilmaz calan enstrumanini. Bilmez bunu, calamazsin iste adamla. Birakmak lazim o ana kendini. Birak. Olmaz bir sey. Ancak boyle olur iste. Hep beraber ortak kumede birlesilir. Teslim olmak lazim muzige. Her sey muzik icin diyorum guluyoruz biz ama dogru aslinda, inaniyorum buna tum varligimla. O sirada ne gerekiyorsa yaparim ben.. Ya da hic bir sey yapmam. Tissliyip fissliyor mu digerlerinin enstrumanlari, benimki fisslayamiyorsa ben fisslarim canim istiyorsa o insanlarla butunlesik olmak, o an gerektiriyorsa varsa cekim kuvveti, fisslarim da tisslarim da... Yok bunun cekincesi, sikintisi. Aynen bu hafta basinda Nublu'da Mike Cooper'la calarken ki gibi. Muzik oysa sen de oradaysan, tisslarsin, sonra da baglanirsin. Please stay connected!

Muzik icin Muzik. Yok baska bir diyecegim.

p.s.1 Gece Joey Baron ile New York, Dallas ve Berlin arasinda kurmus oldugu yasam ucgenini ve sebeplerini konustuk uzun uzun. Bu konuyla sahsen ilgilenecegini dusundugum birisi var. Ona anlatayim diyorum ozelden! =)

p.s.2 Harika insanlardi. Steve Kuhn beni hic yalniz birakmadi. New York'ta bulusmak uzerine sozlestik. Ona "Answers" verdim dinlesin diye, "Charles Lloyd zamaninda fircalamisti beni CD'im veya notalarim yanimda olmadigi icin" hikayesini anlattim. Firsat bulmusken... dedim. =) Tum gece yaninda tasidi.

p.s. 3 Hem Joey hem de basci Dean Berklee mezunu. Takim tutmak gibi bir sey oluyor zamanla bu. Hoop hemen muhabbet 1-2-3...

p.s. 4 Yazinin sonunda 'yok baska bir diyecegim' derken yalan soylemisim.. Joey Baron muzikle ilgili beni cok ilgilendiren seyler soyledi. Yarin sabah kalktigimda hala aklimdalarsa yazacagim.

p.s. 5 YDN!!! Iyi geceler.

Saturday, February 5, 2011

PMS: Pre-mental syndrome

Bir tane guzel bir seyi olamiyor artik kimsenin! Herkesle her sey paylasiliyor. Ozel mozel yok kardesim ver sende ne varsa bende de bu var, tamam ne guzel, o zaman paylasalim!

Muzik yaptim paylasalim. Resim cektim paylasalim. Konsere gittim paylasalim. Konser caldim paylasalim. Sunu aldim, bunu aldim, sacimi kestirdim (giydir kendine!), oraya gittim, buradan dondum, sunu gordum, bu boyle demis, su soyle buyurmus, ne demis ne demis?... Paylasalim.

Paylasalim da arkadasim, kimse parasini, evini, sevgisini (sozum meclisten disari), fiziksel zamanini paylasmak istemiyor. Eyleme gidip soylenmiyor. Sozlu ettigi sikayetleri gerekli mercii'ye iletmiyor. Not yaziyor, blog yaziyor (?!), Facebok'ta Twitter'da soyleniyor... Ne o? Soyle(n)dim gitti!

Gitmedi arkadasim kaldi o orada. Hayat sen oraya buraya kizinca oturdugun yerden, hareket etmeyince iki arpa boyu iyilesmedi kimse icin. Sen kizdiginla kaldin!

Gitti gitte de bosa gitti onlarin hepsi, bosa gitti!

p.s. PMS: Paylasma Manyakligi Sendromu.

Monday, January 31, 2011

Şubat'ta neler olacak?

Hemen yarın, ayın 1'inde aksiyon başlıyor. re:konstruKt presents... improvised sessions w/ Mike Cooper konserleri dahilinde açılış performansını Nublu İstanbul'da ben ve Ediz Hafızoğlu yapıyoruz. Doğaçlama olacağı için konser o gece orada tanışacağız Mike ile. Hep beraber göreceğiz bakalım nasıl bir konser olacak. Giriş ücretsiz.

Selen Gülün/ Mike Cooper/Ediz Hafızoğlu @ Nublu Istanbul @ Babylon, 10 PM
http://www.nubluistanbul.net

Şubat'ın 11'i (Cuma) benim için çok önemli. Yıllardır bir araya gelip çalmaya çalıştığım inanılmaz Sicilyalı müzisyen Daniele Camarda ile Borusan Müzik Evi'nde benim müziklerimi çalacağız. Bu olayın gerçekleşecek olması ihtimali bile beni heyecanlandırırken konseri, müziği filan düşünemiyorum şu an. Bu performansı kaydetmeliyim! Bundan eminim. O da biraz evvel konuştuğumuzda, "Tek provayla seyirci/dinleyici karşısında çalıyor olacağız. Çok başka bir enerji oluşacaktır stüdyo'da olacağından. Muhakkak kaydetmeliyiz" dedi. Davulu sevgili Ediz Hafızoğlu çalacak. Biz Ediz ile Ekim'deki 20. Akbank Caz Festivali için yaptığımız Kampüste Caz turnesinde parçalara alıştık, ısındık hatta kaynadık. Answers albümünden de çalacağız ama daha çok yeni parçalar çalacağız. Hatta belki bir kaç parça için de stüdyoya gireriz. Ben dayanamadım, yeni bir şey yazmaya başladım bu akşam zaten. Herhalde o akşam bunu da çalarız. Bu performans kaçmaz derim!

Daha fazla bilgi için bir kaç link tıkla:

Daniele ilk yayınlanmış albümünü 2002 senesinde, 25 yaşındayken Solo bas+loops+hazırlanmış bas için yapmış birisidir.
http://www.cdbaby.com/cd/camarda
Bu albüm hakkında All About Jazz'da çıkmış eleştiri:
http://www.allaboutjazz.com/php/article.php?id=10509
Official myspace:
http://www.myspace.com/dcamarda




Selen Gülün Trio featuring Daniele Camarda on Electric Bass @ Borusan Müzik Evi, İstanbul, 9.30 PM


http://www.borusanmuzikevi.com/etkinlikler.aspx

Şubat'ın 14'ü, Pazartesi yeniden doğaçlama günü. Ama bu sefer Selen Gülün/Daniele Camarda Duo. Daniele kendisi için yeni yapılmış 7 telli bir bas ile gelecek İstanbul'a. İlk defa bir konserde çalıyor ve deniyor olacak aleti. Kendisi benden daha heyecanlı bu konuda. Konser Nublu Istanbul @ Babylon'da 10.30 PM. Giriş ücretsiz. Aynı saatlerde Babylon'da Macy Gray konseri var. Umarım bize çok ses sızmaz. Nublu'nun böyle bir sorunu olabiliyor bazen.

17 Şubat'ta ben Diyarbakır'a gidiyorum, Ediz ve Serhan Erkol (Alto sax) ile çalmaya. Diyarbakır Kültür ve Sanat Vakfı'nda. Bu aslında Eskişehir Genç Caz Festivalini senelerdir özveriyle gerçekleştiren Devrim Dikkaya'nın daveti. Konseri Ahmet Türkmenoğlu ile çalacaklarmış ama Ahmet gidemiyor. Ben zaten kendimi turist olarak monte etmiştim bu performansa, onlarla gidip gezecek geri gelecektim. Ahmet gidemeyince çalmak bana kaldı. Muhteşem oldu. Diyarbakır'a konsere gidiyorum. Oley!

http://www.dksv.org/

Şubat 24'te Jazz @ Cezayir'de çalacağım. Fakat hala gruba karar veremedim. Cengiz Baysal davul çalacak o gece, ama nasıl bir proje, başka kimler çalacak hala düşünüyorum. Programda Selen Gülün Trio diye yazıyor. Zaten artık kimse bana sormuyor hangi projeyi çalacaksın diye. Trio çalacağıma herkes emin. Acayip iş, üstüme yapıştı bu üçlü çalma olayı. Zamanında bir arkadaşımın arkadaşı tanışıp el sıkıştığımızda "aaa... biz senin soyadın Trio zannediyorduk" demişti de çok gülmüştük. Belki de şaka yapmamıştı kimbilir. Biz de Trio diyelim madem =) Mekan harika, mekanda ses harika ve giriş ücreti yok.

Selen Gülün Trio @ Jazz @ Cezayir, 10 PM

http://www.cezayir-istanbul.com/newsite/main_en.html


Çok çabuk 123 grubunun İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile 19 Mayıs'ta çalacağı konserinin aranjmanlarına başlamalıyım. Son toplantıyı yaptık elime notalar geçmeye başladı. Çok az zaman kaldı ve 12 parça var. Amy Salsgiver'da çalacakmış o konserde grupla. Çok sevindim. Ayrı bir heyecan kattı olaya.

Güya şu an akademik tatildeyim ama bu sene tatil cidden yalan oldu. Yarın juri, perşembe juri... Haftaya zaten öğrenci okul kayıtları, danışmanlık görevi v.s... derken dersler başlayacak. Ben bu dönem "Women in Music" dersi açıyorum Bilgi Üniversitesi'nin geneline. Bir sürü Kadın Müzisyen çağırmayı planlıyorum müziğin ayrı ayrı dallarından dersime. Aslında o dersleri de kaydetmeli. Önemli bir belge olabilir ilerisi için.


Bu ay TRT Caz Orkestrası'nın koro ile birlikte seslendirmek üzere sipariş verdiği 2008 senesinde sözlerini/müziğini yazdığım Sakin adlı bestemin ilk seslendirilişi ve kayıdı gerçekleşecek. Geçen hafta en sonunda TRT Gençlik Korosu'nun provasına gidebildim. Ben Amerika'dayken aslında çalmak istemişler ama bana telefonumdan ulaşamamışlar. TRT için başka bir ulaşma yolu da olmadığı için(!)... Mimar Sinan öğrenciliğim döneminde, Koro dersinden geç kaldığım için beni düzenli aralıklarla kovan (sabah'ın 9'uydu ders galiba?!) Gökçen Koray yönetiyor koroyu. Çok iyi çalışmışlar, etkilendim performanstan. Hatta sonunda gözlerim doldu. İnsan sesi çok acayip bir şey! Ama çaktırmadım kimseye =) Sonra Ayşe ile yemek yemeye gittik. En eğlenceli kısmı da oydu. Şimdi heyecanla önümüzdeki günlerde gerçekleşecek performansı bekliyorum.




Tuesday, January 25, 2011

Gemi

Bildiğin
Çiçekler yerine yağmurlar.
Kimilerinin dediği gibi
Ağacın altına gömülü bir gemi.

Sözün şartı var.
Sen söylersen, ben söylerim.

Bazısı iç çeker
Derin derin havayı koklar.
Şarkı gibi
Sevdiğim.

Havada suda
Dibinde saklı yeşil ve parlak.

Bakarsan.

Bakmazsan
Noktanın içi
Sızlayan gemi düdüğü.

25/01/2011
İstanbul





Saturday, January 22, 2011

Cadı Avı: Çirkin mi?

Dün gece yedi aklı evvel kadın müzisyen Ceyl'an Ertem'in Cadı Avı projesi kapsamında bir araya gelip eteklerimizdekileri döktük. Eğlendik. Ama herkes eğlenmedi galiba.
Ceylan bir süredir Cadı Avı diye bir video dizisi yapıyor Türkiye'deki Kadın Müzisyenler ile ilgili. İkinci serisinde ben de konuştum. Uzun yazmaya gerek yok konuyla ilgili. Gidip seyretmek ne olup bittiğini orada bence en iyisi. Çeşit çeşit kadının peşinden gidiyor, daha da gidecek gibi gözüküyor.

Cadı Avı (TanıtımFilmi), Witch Hunt (Trailer) from CADI AVI on Vimeo.
Bana "şunlar bunlar çalacak, şöyle böyle bir performans var kafamda sen çalmak ister misiiiiiin?" deyince" cevaben o gece sahnede olmazsam çatlarım zaten" dedim. Sonrası neler yapılabilir konusunda e-mailler uçuştu, ve Ceylan'ın evinde börekli, poğaçalı, kekli, sazlı sözlü, bol muhabbetli bir buluşma gerçekleşti. Konuşuldu, bol bol kahkaha atıldı ve neler çalınabilire karar verildi? Şimdi kolay mı yani birbiri ile yeni tanışan insanlar var grupta ve bunlar bir araya gelip müzik yapacak? Kolay değil tabii, ama işin en heyecan verici tarafı da herkes için sanırım buydu. Ne çalınacak? İçimizden gelen. Zaten projenin amacı bu. İçimizden geldiği gibi... Ceylan'a dedim ki neden biz? O da dedi ki "e projenin adı Cadı Avı". Bu iltifatla hepimiz coştuk. Kahkaha attık yüksek sesle! Ahahhahahaaa.............

Sonra çalma günü geldi çattı. Dün gece sahnedeydik. Nublu İstanbul'da. Amy Salsgiver (perküsyonlar/ses), Aslıhan Güngör (Arp), Ceylan Ertem (vokal/efektler), Gökçen Dilek Acay (keman/ses), Gülşah Erol (Çello) ve ben naçizane müzisyen arkadaşınız (rhodes/ses). E tabii bir Cuma gecesi tıklım tıkış mekan. Herhalde herkes sahnede 6 müzisyen kadın var diye gelmemiştir mekana. Birileri müzik için gelmiştir muhakkak diyorsun. Emin misin?

Peki o zaman bu insanların bir kısmı niye gelmiş? Bağıra çağıra konuşmaya gelmişler, ve bunu yaparken de bu kadınlar acaba n
e yapıyo yaa diye sahneye bize BAKMAYA gelmişler. Sanırım ne baktıklarından ne de duyduklarından çok hoşnut oldular ki gecenin sonunda 20 kişi filan kalmıştı mekanda. Ay ayol nereye gittiniz öyle hemen, toputopu 75 dakika kaldık sahnede? Halbuki biraz daha bağırıp çağıracaktık. Eh, bir dahakine daha uzun kalırsınz...

Dün sahnede cadılar provası+sound çekmesi esnasında haddini aşmayı seven bir "errkek" müzisyen arkadaşımız çalışılan bir Björk parçası esnasında benim çalmadığımı farkedince yanıma gelip bana "selen, sen de şöyle böyle bir şeyler çalabilirsin" dedi! Kendisi durum karşısında benim bir yaratıcılık sorunu(?) yaşıyor olduğumdan endişelenmiş olacak, acilen, kendisine sorulmasını bile beklemeden müdahale etmeyi uygun buldu(??). Ben de ona "çalmak istemiyorum" dedim. Basit. Çok kibarım. Daha neler neler denebilirdi oysa ki... Sahnede 7 kişi olunca hepimizin hep çalması gerekiyor ya. Ne diye duruyorum ben, çal kızım.

Dün gece biz çalarken herkes deli gibi bağırarak konuşmaya başlayınca ceylan "şşşş...." vokaline girdi. Arkasindan biz de hemen takip... "sus kızım, konuşma" lar patladı bizden müziğin içine... Biz de bağırdık! Bir nebze sustular sanki. Ama sonra yeniden....... O an en eğlendiğim andı konserde.

Ne çaldık? Söylenerek başladık 7 kadın sahnede vır vır vır.... Olması gereken bu değil mi? Kadın dediğin söylenir(?!). Söylendik. Sonra ben çalmaya başladım, modal bir his var, birileri eklendi de eklendi... Arkasından Portishead'in Roads parçasına bağlandık, parçayı dağıttık üstünde debelendik. Sonra Amy'nin müziği çalındı. Kontrol edilmiş doğaçlamalar ilk bölümde, ikinci bölümde çok tatlı bir yazılı müziğe bağlandı. Daha iyi çalınabilirdi, evet, prova lazımdı. Sonra Ceylan girdi bir işe, looplar, konuşmalar, biz eklendik. Serbest, içimizden geldiğince. En son kapanışta benim kontrol edilmiş doğaçlamalara tamamen açık "baby witches" diye bir müziğimi çaldık. Çok acayip yerlere gitti, kapandı açıldı kapandı sonu. Bir de baktık konuşanlar gitmiş. Aferin bize.

Ne oldu? Dışarıda şöyle konuşan insanlara denk geldik: "Hazırlanmamışlar". Neye hazırlanacaktık pardon? İçimizden geldiği gibi deyince biz şeetmiştik... Onsenelerce bunun gibi ve bir sürü insanın bir taraflarının yemeyeceği işler yaparak, sahnelere çıkarak, okullar okuyarak, memleket memleket dolaşarak "hazırlanmış" 7 tane kadın müzisyen sahnede. Muhteşem demiyorum bakınız. Konu o değil. Evin derli toplu mu kızım senin? Ha? Temiz mi? Sen ondan haber ver.

Ben en iyisi bu hazırlığı eleştirilen cadıların işleri ile ilgili bağlantılar ekleyeyim buraya. Vaktiniz olursa, boş bir zamanınızda tıklarsınız.

Ceyl'an Ertem: Yeni albümü var. Soluk.
http://www.myspace.com/ceylanertem
Amy Salsgiver:
http://www.myspace.com/amysalsgiver
Gökçen Dilek Ac
ay:
http://vimeo.com/user5166473
Gülşah Erol:
http://www.myspace.com/gulsaherol
Aslıhan Güngör:Son zamanlardaki işleri için sa ne na perküsyon grubu veya borusan senfoni orkestrası programlarına bakabilirsiniz.
Daha iyi çalınabilinir miydi? Tabii ki. Senelerdir hiç ama hiç "hazırlanmadan" sahne yapan müzisyen arkadaşlarımız var, çalıyorlar, çalıyorlar, konuşuyorlar içlerinden geldiği gibi. Manası olmayan işler de yapanları var tabii ki bir sürü incir çekirdeği doldurmayan işler, işler, işler, sözler, sözler dinliyoruz her gün. Çoğu erkek çünkü çok az kadın o dünyadan içeri alınıyor. Kimse sakın ha, "yok yaa aslında..." filan demesin. Biliyorum. Çünkü "oradaydım"! Bu işin kadın erkek olmakla zaten ilgisi yok. Yapılan işe gösterilen özen ile ilgisi var. Çok açık ve net: kadın kendini ortaya koyan, ayan beyan afişe eden işler yaptığı zaman "cadı" damgasını yiyor. Bu konuyu burada toparlayamadım ama daha iyisi var. "Women in Music" diye bir ders açıyorum bu dönem Bilgi Üniversitesi'nde. Buyurun gelin. Feminist (!) dersi değil, vallahi. Korkmayın. Gelin. Toparlayayım.
Ne olmalıydı? Müzik dinlemeye (cidden nereye gidiyor haftasonu bu insanlar?) gelmiş olan ve sahnede kimleri izleyeceğini bilen bu bilinçli dinleyici, bu 7 aykırı tip'in bir araya geldiği zaman nasıl bir iş çıkaracağını aşağı yukarı tahmin etmeliydi. Tiplere bak bir. Düzenli tertipli bir müzik çıkma ihtimali var mı bu tip'lerden? Bu "kız"ların derdi var ayol! Bağırıp çağıracak, söylenecek bazen ama tatlı tatlı da çalacak. Söylenmenin çeşit çeşit yöntemi var. Ben 30 senedir söyleniyorum "önümdeki alet" üzerinden (afedersiniz)! Alışmalı bu kadınların sesine. Başka bir alternatif yok. Ha şöyle bir alternatif her zaman var; iki kapı ilerde bir grup muhakkak "with or without you"yu çalıyordur. Gidip orada bağıra çağıra siz de şarkıya eşlik edebilirsiniz. Ama bence orada da bağırarak konuşmayın. Acayip bir şey sahneye gelen dinleyici bağırtısı. Bu arada istendiği, beklendiği gibi de giyinmemiş olabiliriz tabii, pardon. İşte herkes kendi gibiydi. Ama genellikle severim ben giyinmeyi, süslenmeyi. Bu sefer de makyajım vardı, içim rahat!!! Çirkin değildim(?).

Aklıma bir hikaye geldi. Bir arkadaşımın o zamanlar 3,5 yaşında olan güzel kızı tuvalet alışkanlıklarını değiştirmişti. Dertli oldular. Birisi demiş ki "prenseslerin boku olmaz". O da tutuyor da tutuyor. Bok vardı!
Ne alaka şimdi Cadı Avı konserinden buralara.. Beyin işte acayip bir organ. Sinir sisteminin yönetim merkezi. Alıyor seni sürüklüyor bir yerlere.Ya! Başka bir hikaye daha geldi bak şimdi aklıma. Zaten hiç çıkmıyor bu aralar. Ayşe Paşalı. Kim bu kadın? Ne olmuş ona? Google search!



Çirkin mi? Evet, çirkin!